"BORCUMU AFFETTİM" DEMEKLE BORÇLU SORUMLULUKTAN KURTULUR MU?
Cevap: Şeriatta borcun affedilmesine izin verilir. Çünkü borç, borç verenin malıdır ve onu dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir. İsterse borçlunun borcunu tamamen affedebilir veya borcun ana miktarını azaltabilir [1]. Eğer borç veren borcu affederse, borçlu üzerindeki yükümlülükten kurtulur [2].
Ali Haydar, "Dürerü'l-Hükkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm" adlı eserinde şöyle der: "51. madde: Üzerinden düşürülen şey geri alınmaz. Yani bir kimse, üzerinden düşürülmesine izin verilen bir hakkı affederse, o hak üzerinden düşer. Düşürdükten sonra onu geri alamaz" [3] demiştir.
BORCUNU ÖDEYEMEYEN BİRİNİ AFFETMEK DOĞRU MUDUR?
Cevap: Genel olarak bir Müslüman, hakkını talep etme hakkına sahiptir. Ancak borç alan kişi zor durumda ise ve borcunu ödeyemiyorsa, ona süre tanımak gerekir. Eğer affederse sevap kazanır. Allah Teâlâ Kur’an’da şöyle buyurur:
وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَن تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
"Eğer (borçlu) zor durumda ise, (durumu) kolaylaşana kadar mühlet verin. Ve sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz" [4].
Bir başka ayette ise:
وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ ۗ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
"Öfkesini yutanlar ve insanları affedenler (takva sahipleri için hazırlanmış cennete girerler). Allah muhsinleri sever!" [5] buyurmuştur.
Bu nedenle, borçlu kişi ciddi bir sıkıntı içindeyse onu affetmek faziletlidir. Peygamberimiz (ona Allah’ın salât ve selamı olsun) şöyle buyurmuştur:
"Bir adam insanlara borç verir ve oğluna şöyle der: 'Eğer zor durumda olan birini görürsen onu affet. Belki Allah da bizim günahlarımızı affeder.' O Allah’ın huzuruna çıktığında Yüce Yaratıcı onu bağışlar" [6] demiştir.
Hanefi mezhebi âlimlerinden İbn Nüceym şöyle der: "Farz, nafile ibadetten üstündür. Ancak şu durumlarda nafileyi önce yapmak daha faziletlidir:
Zor durumda olan birini affetmek (hükmü mendub), ona borcunu ödemesi için süre vermekten (hükmü vacip) daha faziletlidir.
Selamı ilk vermek (sünnet), selamı almak (vacip) kadar faziletlidir.
Namaz vakti girmeden abdest almak (mendub), vakit girdikten sonra (namaz için) abdest almaktan (farz) daha faziletlidir" [7].
BORCU ZAMANINDA ÖDEMEMEK GÜNAH MIDIR?
Cevap: Genel olarak, borç aldıktan sonra onu zamanında ödemek gerekir. Borcu ödeyebilecek durumda iken geciktirmek caiz değildir [8]. Allah Resûlü (ona Allah’ın salât ve selamı olsun) şöyle buyurmuştur:
مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ
"Borcu ödeyebilecek durumda olup da geciktirmek zulümdür" [9] demiştir.
İmam Nevevî şöyle der: "Varlıklı birinin borcu geciktirmesi zulüm ve haramdır. Fakirin ise mazereti olduğundan borcu geciktirmesi ne zulüm ne de haramdır. Bu, hadisin içeriğinden anlaşılır. Eğer zengin kişinin o anda parası yoksa veya başka sebeplerle borcunu ödeyemiyorsa, ona borcunu geciktirmesine izin verilir" [10] demiştir.
Bu nedenle, borcunu ödeyebilecek durumda olup da geciktirmek günah sayılır.
BORÇ VERENİ BULAMAZSA BORÇ NASIL ÖDENİR?
Cevap: Borçlu, aldığı borcu sahibine bir an önce ödemeye gayret etmelidir. Hatim el-Esam şöyle der: "Acelecilik şeytandandır, ancak beş şeyde acele etmek gerekir. Bunlar Peygamberimizin (ona Allah’ın salât ve selamı olsun) sünnetidir: Muhtaç olanı doyurmak, cenazeyi defnetmek, bekârı evlendirmek, borcu ödemek ve tevbe etmek" [11].
Bu nedenle, kim birinden borç aldıysa onu sahibine hemen iade etmelidir. Eğer borcu ödeyeceği zamanda borç veren kişiyi bulamaz ama ileride karşılaşacağına dair umudu varsa, onu bulana kadar bekler. Eğer umudu kalmazsa ve mirasçılarını tanıyorsa onlara öder. Onları da bilmiyorsa, o bölgenin veya şehrin fakirlerine onun adına sadaka verir. Eğer onları da bilmiyorsa Müslüman fakirlere onun adına sadaka verir. Bundan sonra borç veren kişi ortaya çıkarsa, ona durumu anlatıp onun adına sadaka verdiğini söyler. Bu durumda borç veren, borcunu sadaka olarak kabul edip borçluyu affetme veya borcunun ödenmesini isteme hakkına sahiptir. Eğer borcunu öde derse, borçlu ödemelidir [12].
Diyanet İşleri Başkanlığı Şeriat ve Fetva Bölümü
[1] "Raddü'l-Muhtâr", 4/522.
[2] İlyas Kablan, "el-Kavâidu'l-Fıkhiyye el-Mustahraja min Raddü'l-Muhtâr", 114.
[3] Ali Haydar, "Dürerü'l-Hükkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm", 1/54.
[4] "Bakara" suresi, 280. ayet.
[5] "Âl-i İmrân" suresi, 134. ayet.
[6] Buhârî, No: 3480. Müslim, No: 1562.
[7] "el-Eşbah ve'n-Nezâir", 131-132.
[8] https://www.aliftaa.jo/Question2.aspx?QuestionId=3681
[9] el-Buhârî No: 2287, Müslim No: 1564.
[10] "Şerhu Sahîh-i Müslim", 10/227.
[11] es-Subkî, "Tabakâtü'ş-Şâfiîyye el-Kübrâ", 6/309.
[12] https://www.aliftaa.jo/Question.aspx?QuestionId=2394
Bu içerik yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ve editör tarafından gözden geçirilmiştir.