Borcu olan bir kimse, hayattayken bu borcundan kurtulmak için çaba göstermelidir. Çünkü borçlu birinin vefatından sonra hem kendisi hem de geride kalan ailesi için çok zor bir durum ortaya çıkacağı açıktır. Vefat eden kişinin Allah Teâlâ'ya olan haklarını (borçlarını) Allah affedebilir, ancak bir başkasından alınan borcu Allah affetmez. Onu ancak alacaklı olan kişi affedebilir.
Peygamberimiz (صلى الله عليه وسلم): "Müminin ruhu, borcu ödeninceye kadar borcuna bağlıdır" buyurmuştur. (Ahmed, Tirmizî). Yani, üzerindeki borcu ödemeden vefat eden birinin ahiretteki durumu belirsizdir. Hatta ölen kişi şehit bile olsa, borcu sebebiyle kendi derecesine ulaşamaz. Borcu ödendikten sonra ancak şehitlik derecesi verilir. Bu nedenle vefat eden kişinin cenazesinde önce borcu sorulur ve o borcun ödenmesi için tedbirler alınır. Borç, mirasçıların hakkından da önce gelir.
Sa’d ibn Atval (رضي الله عنه) şöyle anlatıyor: "Ağabeyim vefat etti ve geride üç yüz dirhem para ile ailesini bıraktı. Ben bu parayı ailesine harcamak istedim. Peygamberimiz (صلى الله عليه وسلم): 'Ağabeyinin borcu ödenmedi. Bu yüzden o bekletiliyor (cennete giremiyor). Borcunu öde' dedi. Ben de: 'Ey Allah’ın Resulü! Onun borcunu ödedim. Sadece bir kadının delilsiz olarak istediği iki dinarı kaldı' dedim. O (صلى الله عليه وسلم): 'Onu da ver, o onun hakkıdır' buyurdu." (Ahmed).
Vefat eden kişinin arkasında mal-mülk bıraktıysa, borcunun bu maldan ödenmesine şeriat izin verir. Bu sorumluluğu üstlenen merhumun yakını veya başka bir kişi, ölenin mal varlığından borcunu öder. Borç tamamen ödendiğinde merhum bu yükümlülükten kurtulmuş olur.
Eğer geride borcunu ödeyecek kadar mal bırakmamışsa veya hayattayken borcunu ödeyecek bir kefil tayin etmemişse, bu borcun ödenmesiyle ilgili farklı görüşler vardır.
"Beda’iüs-Sanâi’" adlı eserde: "Ebû Hanife’ye (Allah ona rahmet etsin) göre, geride mal bırakmayan birinin borcunu ödemek için kefil olmak geçerli değildir. Ebû Yusuf ve Muhammed’e (Allah ikisine de rahmet etsin) göre ise böyle bir kefillik geçerlidir" diye açıklanmıştır. "Zâdü’l-Fukahâ" adlı eserde "Ebû Hanife’nin (Allah ona rahmet etsin) görüşü doğrudur" denirken, "Muhît-i Serahsî" adlı eserde "Meyyit ne kadar mal bırakmışsa, o kadarına kefil olunabilir" diye açıklanmıştır ("Fetâvâ-i Hindiyye", 3/1288).
Bu nedenle, vefat edenin borcunu ödemek için geride mal bırakmamışsa, bu konuda Ebû Hanife’nin (Allah ona rahmet etsin) görüşü esas alınır. Yani, kefil olan kişi, borcu kendi malından öder. Ödemezse, onu ödemeye zorlanmaz.
Ancak her akıl sahibi, Allah’a döneceği ve huzuruna çıkacağı günü önceden düşünmeli ve iman açısından buna hazırlıklı olmalıdır. Allah Teâlâ: "Allah’a döneceğiniz günden korkun" diye uyarmıştır (Bakara suresi, 281. ayet).
Hasan AMANKUL
"Minare" Gazetesi, Sayı 6, 2020
Bu içerik yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ve editör tarafından gözden geçirilmiştir.